Teknik Bilgiler
Stok Kodu
3002877100319
Basım Yeri
İstanbul
Kapak Türü
Karton
Kağıt Türü
2. Hamur
Dili
Türkçe

Meş'al-i Felah

4,59TL
Satışta değil
3002877100319
405207
Meş'al-i Felah
Meş'al-i Felah
4.59
Ey hakikat yolcusu !
Bu kitabımızda, İslam dini olarak gönderildiğini aklen ve naklen isbat etmeye çalışacagız:
Ba'zı kimseler: " Din lüzumsuz bir kayıddır, insan bu alemde kimseye mazarratı dokunmaksızın gitmelidir" derler.
Onlara cevaben : "O şekilde hayvanlar da vardır... ezcümle güvercinler eşini, işini, aşını her mahlukdan iyi bilirler. Fakat hakiki insan bu alemden bir güvercin gibi gelip gitmeğe razı değildir" denir.
Bu hususda Kudret şöyle buyurur:
"Ey beşer! Asli vatana sefer hazırlıklarının, suri hayatın vazifelerinin edasına şerefli bir suretde çalış! Sözlerin işlerine uygun ve her ikiside ilahi kanunların idaresi altında bulunsun.
Asli necabetinden sapma! Yeter bu gaflet ve dalal ! Sani'ına secde etmeyi git de canavarlardan öğren! Mufassal bir kitab olan şu kainata bak! Her zerresinde niam-ı ekmeli gör! Hiçbir şey yok ki, bir nur, bir ziya-ı irade, parlak bir hikmetle dolu olmasın. Bu nizam-ı alem her yerde, her lisan ile: Bir seadet-i ebediyye vardır, diye bağırıyor."
Ey beşerriyet! Din nasıl lüzumsuz bir kayıd olabilir? Filhahika:
Fıtrat : Oluş,
Tabiat : Diziliş,
Din de : O oluş ve dizilişin intizamıdır.
Kulağını aç, işit ! İşte yaşıyorsun ve dünün, bugün için rü'ya, bugününde yarın için rü'ya olduğunu görüyorsun. O halde zavallı kalıbını tatmin edemeyen şu dünya, Alem-i Emir'den olan suh-ı sultaniyi nasıl tatmin edebilir? Binaen'aleyh onu tatmin edecek bir ebediyyetin vücudu zaruridir. Bu ebediyyet olmazsa o zaman hilkat abes olur ve Allah'ın rahmet, mağrifet, adalet sıfatları inkar edilmiş olur.
Halbuki aşk ve muhabbet, rahmetin suretidir ve bunlar rahmetin vücudünü parlak bir güneş gibi gösterir... İşte bütün bunları insana din bildirir.
Hem dikkat et! Ruhun, akıl ile izdivacından bir çocuk hasıl olur, adına "vicdan" denir.
O çocuğun ağlamasını dinlersen daima " ebed ebed ..." sedasını işitirsin...
Hulasa, bütün enbiyanın, bahusus resullerinin seyyidi Hazret-i Muhammed'in haber verdiği bir Alem-i Mead ve orada kurulacak bir mahkeme-i dad, zalimin "eyvah", mazlumun "oh" diyeceği bir gün var.
Bir gemide seyahat ederken bakarsınız ki hava durgun, deniz sakindir. Siz bu havayı çok güzel gördüğünüz halde, deniz ilminde mahir olan kaptan, ba'zı alaim-i cevviyyeden dehşetli bir fırtına kopacağını keşfeder, tehlikeden sakınmak için gemiyi hemen bir sahile yaklaştırmak ister. Bu işten anlamayan gaafil yolcular ise: " Canım bundan iyi hava mı olur? Hiçbir şey yok, kaptanın keyfi öyle istiyor, yahud sahilde bir çıkarı var, bizi zorla oraya yaklaşdırmak istiyor" diye söylenirler. Fakat mütebahhir kaptan, gemiyi sahile ulaşdırır ulaşdırmaz çok geçmeden fırtına kopar. O vakit de "eyvah" diye hayıflanılır.
İşte mearif-i ilahiyye denizlerinin büyük kaptanları olan arifler de, şu mükevvenata bakarak, Alem-i Ahıretde vuku' bulucak olan hali bilerek; zahirin batına avdet ve rücu'unu, nihayet "haşr" denilen çok büyük bir hadisenin meydana gelip, alemin başına bir kıyamet kopacağını ve bu fırtınanın neticesinde ikinci alemin açılacağını haber verirler.
Nasıl ki havanın rakit, denizin sakin olduğunu görerek: "Bir şey olmaz" diyen sefine sekenesi neticede muzhamil olacağından haberdar değilse, işte bu dünya gemisinde de ahiret dalgasından haberdar olmayıp muzmahil olan çok gaafiller vardır... Onlar Cenab-ı Hakk'ın en büyük ve parlak bir buhran-ı vahdeti ve tecelli-i merhamet ve nakş-ı nezihi bulunan hayatdan bihaberdirler. Halbuki o hayatın ince ipliği, öyle bir yerin üzerine getirilmiştir ki adına: " Husran-ı ebedi gayyası" denir.
Onun için ömrünün geçmiş olan dakikalarının Kudret tarafından bilenmiş keskin bir kılınç olduğunu bil, her dakikanın o hakiki hayat ipliğini kesmek için vurduğunu anla !
İşte bu hali görüp de tüyler ürpermeden, etrafına belih belih bakan adam ancak " Din müessesesi lüzumsuz bir kayıddır" diyebilir. Zira o kuyunun etrafında tutunacak bir şey olarak ancak DİN vardır. Ve dünyada da belli başlı altı din vardır:
1-Zerdüşt,
2-Brahma,
3-Buda,
4-Yehudiyyet,
5-Hristiyaniyyet,
6-İslamiyyet.
Bu edyan içerisinde vahdaniyyet-i İlahiyyeyi i'lan eden yegane din : Din-i Celil-i İslam'dır.
Aklı ve naklı ve tecrübı ma'lumatın mecmuundan çıkarılan en son netice de: Her şey'in aslı, merci'ı, meadı olan Cenab-ı Hakk'ın bizzarure "Vahid" ve "Ehad" olmasından ibaretdir.
Binaberin bir dine "hak" dedirtecek asli şeraitden en mühimmi ve birincisi: Zat-ı Mutlak'ı bilmek, bulmak aşkıdır.
İnsan asude kaldığı zaman, bu kitab-ı kainat içerisinde kendisinin büyük bir ayet olduğunu görerek: " Ben kimim ? Nereden geldim ? Ne olacağım? Bu alemde ne gibi vazife ile mükellefim? Buradan nereye götürüleceğim? diye kendisine bir sual tevcih etdiği vakit, din müessesesine yaklaşdığı anlaşılır. Zira bu suallerin cevabını ancak din müessesesi verir...
  • Açıklama
    • Ey hakikat yolcusu !
      Bu kitabımızda, İslam dini olarak gönderildiğini aklen ve naklen isbat etmeye çalışacagız:
      Ba'zı kimseler: " Din lüzumsuz bir kayıddır, insan bu alemde kimseye mazarratı dokunmaksızın gitmelidir" derler.
      Onlara cevaben : "O şekilde hayvanlar da vardır... ezcümle güvercinler eşini, işini, aşını her mahlukdan iyi bilirler. Fakat hakiki insan bu alemden bir güvercin gibi gelip gitmeğe razı değildir" denir.
      Bu hususda Kudret şöyle buyurur:
      "Ey beşer! Asli vatana sefer hazırlıklarının, suri hayatın vazifelerinin edasına şerefli bir suretde çalış! Sözlerin işlerine uygun ve her ikiside ilahi kanunların idaresi altında bulunsun.
      Asli necabetinden sapma! Yeter bu gaflet ve dalal ! Sani'ına secde etmeyi git de canavarlardan öğren! Mufassal bir kitab olan şu kainata bak! Her zerresinde niam-ı ekmeli gör! Hiçbir şey yok ki, bir nur, bir ziya-ı irade, parlak bir hikmetle dolu olmasın. Bu nizam-ı alem her yerde, her lisan ile: Bir seadet-i ebediyye vardır, diye bağırıyor."
      Ey beşerriyet! Din nasıl lüzumsuz bir kayıd olabilir? Filhahika:
      Fıtrat : Oluş,
      Tabiat : Diziliş,
      Din de : O oluş ve dizilişin intizamıdır.
      Kulağını aç, işit ! İşte yaşıyorsun ve dünün, bugün için rü'ya, bugününde yarın için rü'ya olduğunu görüyorsun. O halde zavallı kalıbını tatmin edemeyen şu dünya, Alem-i Emir'den olan suh-ı sultaniyi nasıl tatmin edebilir? Binaen'aleyh onu tatmin edecek bir ebediyyetin vücudu zaruridir. Bu ebediyyet olmazsa o zaman hilkat abes olur ve Allah'ın rahmet, mağrifet, adalet sıfatları inkar edilmiş olur.
      Halbuki aşk ve muhabbet, rahmetin suretidir ve bunlar rahmetin vücudünü parlak bir güneş gibi gösterir... İşte bütün bunları insana din bildirir.
      Hem dikkat et! Ruhun, akıl ile izdivacından bir çocuk hasıl olur, adına "vicdan" denir.
      O çocuğun ağlamasını dinlersen daima " ebed ebed ..." sedasını işitirsin...
      Hulasa, bütün enbiyanın, bahusus resullerinin seyyidi Hazret-i Muhammed'in haber verdiği bir Alem-i Mead ve orada kurulacak bir mahkeme-i dad, zalimin "eyvah", mazlumun "oh" diyeceği bir gün var.
      Bir gemide seyahat ederken bakarsınız ki hava durgun, deniz sakindir. Siz bu havayı çok güzel gördüğünüz halde, deniz ilminde mahir olan kaptan, ba'zı alaim-i cevviyyeden dehşetli bir fırtına kopacağını keşfeder, tehlikeden sakınmak için gemiyi hemen bir sahile yaklaştırmak ister. Bu işten anlamayan gaafil yolcular ise: " Canım bundan iyi hava mı olur? Hiçbir şey yok, kaptanın keyfi öyle istiyor, yahud sahilde bir çıkarı var, bizi zorla oraya yaklaşdırmak istiyor" diye söylenirler. Fakat mütebahhir kaptan, gemiyi sahile ulaşdırır ulaşdırmaz çok geçmeden fırtına kopar. O vakit de "eyvah" diye hayıflanılır.
      İşte mearif-i ilahiyye denizlerinin büyük kaptanları olan arifler de, şu mükevvenata bakarak, Alem-i Ahıretde vuku' bulucak olan hali bilerek; zahirin batına avdet ve rücu'unu, nihayet "haşr" denilen çok büyük bir hadisenin meydana gelip, alemin başına bir kıyamet kopacağını ve bu fırtınanın neticesinde ikinci alemin açılacağını haber verirler.
      Nasıl ki havanın rakit, denizin sakin olduğunu görerek: "Bir şey olmaz" diyen sefine sekenesi neticede muzhamil olacağından haberdar değilse, işte bu dünya gemisinde de ahiret dalgasından haberdar olmayıp muzmahil olan çok gaafiller vardır... Onlar Cenab-ı Hakk'ın en büyük ve parlak bir buhran-ı vahdeti ve tecelli-i merhamet ve nakş-ı nezihi bulunan hayatdan bihaberdirler. Halbuki o hayatın ince ipliği, öyle bir yerin üzerine getirilmiştir ki adına: " Husran-ı ebedi gayyası" denir.
      Onun için ömrünün geçmiş olan dakikalarının Kudret tarafından bilenmiş keskin bir kılınç olduğunu bil, her dakikanın o hakiki hayat ipliğini kesmek için vurduğunu anla !
      İşte bu hali görüp de tüyler ürpermeden, etrafına belih belih bakan adam ancak " Din müessesesi lüzumsuz bir kayıddır" diyebilir. Zira o kuyunun etrafında tutunacak bir şey olarak ancak DİN vardır. Ve dünyada da belli başlı altı din vardır:
      1-Zerdüşt,
      2-Brahma,
      3-Buda,
      4-Yehudiyyet,
      5-Hristiyaniyyet,
      6-İslamiyyet.
      Bu edyan içerisinde vahdaniyyet-i İlahiyyeyi i'lan eden yegane din : Din-i Celil-i İslam'dır.
      Aklı ve naklı ve tecrübı ma'lumatın mecmuundan çıkarılan en son netice de: Her şey'in aslı, merci'ı, meadı olan Cenab-ı Hakk'ın bizzarure "Vahid" ve "Ehad" olmasından ibaretdir.
      Binaberin bir dine "hak" dedirtecek asli şeraitden en mühimmi ve birincisi: Zat-ı Mutlak'ı bilmek, bulmak aşkıdır.
      İnsan asude kaldığı zaman, bu kitab-ı kainat içerisinde kendisinin büyük bir ayet olduğunu görerek: " Ben kimim ? Nereden geldim ? Ne olacağım? Bu alemde ne gibi vazife ile mükellefim? Buradan nereye götürüleceğim? diye kendisine bir sual tevcih etdiği vakit, din müessesesine yaklaşdığı anlaşılır. Zira bu suallerin cevabını ancak din müessesesi verir...
  • Yorumlar
    • Yorum yaz
      Bu kitaba henüz kimse yorum yapmamıştır.
Kapat