%30
Yeşil Politika Seti (4 Kitap) Andrew Dobson
Teknik Bilgiler
Stok Kodu
2789788621048
Boyut
13.50x21.00
Sayfa Sayısı
1272
Baskı
1
Basım Tarihi
2020-12
Kapak Türü
Ciltsiz
Kağıt Türü
2. Hamur
Dili
Türkçe

Yeşil Politika Seti (4 Kitap)Ekolojizm - Çılgın Projeler - Su Hakkı - Milliyetçilik

163,00TL
114,10TL
%30
Satışta değil
2789788621048
857578
Yeşil Politika Seti (4 Kitap)
Yeşil Politika Seti (4 Kitap) Ekolojizm - Çılgın Projeler - Su Hakkı - Milliyetçilik
114.10

Yeşil Politika Seti – Yeni İnsan Yayınevi
Yeşil Politika Seti'nde dört eser bulunuyor. Ekolojiyi, çevrecilikten itinayla ayırarak Ekolojizm'i bir ideoloji olarak ilan eden “Ekolojizm”; çok sayıda yerli ve yabancı uzman, akademisyen, gazeteci ve aktivist günümüzün önemli sorunlarından biri olan kalkınma-doğa ilişkisine dair çok önemli çıkarımları dile getirdiği “Çılgın Projeler”; dünyanın azalan tatlı su kaynaklarına yönelik tehditleri anlatan açık ara en güncel yapıt “Su Hakkı” ve milliyetçiliğin inşa sürecini, özünde çok yeni tarihselliği ve bütün etrafında dolanan kavramlarla ilişkisini enine boyuna tartışan “Milliyetçilik”.

Ekolojizm

Yanıltıcı bir zenginlik standartına dayanarak hükme varılırsa, Yeşil bir gelecek şimdikinden “daha yoksul” gözükebilir. Fakat gerçekte, daha yüksek bir yaşam standartımız olacaktır; Daha nitelikli beslenme, daha sağlıklı bedenler, ödüllendirilen iş, iyi yol arkadaşlığı, daha temiz hava, daha fazla kendine yetebilme, köstek değil, destek olan toplumlar ve içinde yaşanılacak daha güvenli bir dünya. Böylece zenginlik ile refah arasındaki fark belirginleşecektir.
Yukarıdaki tespiti özgüvenle yapan Andrew Dobson, ekolojiyi, çevrecilikten itinayla ayırarak Ekolojizm'i bir ideoloji olarak ilan ediyor. Dobson, doksanlarda başlayan teorik çalışmalarını, kitabın dördüncü baskısında oldukça olgun bir düzeye taşıyor. Yetinmeyip, reel siyasette Yeşiller'in başkan adayı oluyor ve 2005 senesinde egemen iki partili ülkesinin tarihinde görülmemiş bir başarı yakalıyor. Dolayısıyla teorisini pratikle birleştirmeyi başarıyor.
Bir kitap haz verir mi? Satırları arasında yuvarlanırken önünüze yepyeni bir dünya ve yeni bir insan modeli sunabilir mi? Umut ve güven sağlam bir altyapıyla dantel gibi örülür mü? Ekolojinin en çetrefilli sorunları, sürpriz dolu akıl yürütmelerle böylesine kolay aşılıp anlatılabilir mi? Karmaşık, içinden çıkılması zor, savunanların bile ter dökerek andığı kavramlar ancak bir dâhinin elinden çıkmışçasına sorun olmaktan çıkabilir mi?
Dobson, tüm dünyada baskı üstüne baskı basan, yayıncısını, eleştirmenini ve yazarını şaşırtan bir ilgiyle karşılanan, pek çok üniversitede ders kitabı ilan edilen kitabında özgün ve yeni kavramlarla adeta düşünsel bir şölen sunuyor.

Çılgın Projeler

Bu kitap Çılgın Projeleri anlatır.
Çok sayıda yerli ve yabancı uzman, akademisyen, gazeteci ve aktivist günümüzün önemli sorunlarından biri olan kalkınma-doğa ilişkisine dair çok önemli çıkarımları dile getirdiler. Bu deliliğin sosyal ve ekolojik dengeye verdiği zararların en açık biçimde kendini görünür kıldığı alanlardan biri, Paolo Prieri'nin tanımladığı şekliyle “Lüzumsuz ve Empoze edilmiş Projelerdir”. Lüzumsuz, zira hayali talep tahminlerine dayalı projelerin gerisinde insanların gerçek ihtiyaçlarını karşılamaktan çok, birtakım çıkar çevrelerine rant aktarma vardır. Empoze edilmiş, zira halkın parasıyla, tüm canlıların müşterekleri üzerinde yapılması planlanan bu projelerde halkın ve doğanın haklarının esamesi okunmuyor, halkın karar alma mekanizmalarına katılımı sağlanmıyor.
Bu lüzumsuz projelerin kabul görmek için, bir de halka “pazarlanması” gerekiyor. Romen aktivist Codruta Nedelcu, bu pazarlama faaliyetini aşama aşama çok veciz olarak şöyle özetliyor:
1. Herkesi heyecanlandıran büyük rakamlar verin,
2. Sözde ulusal çıkar kartını oynayın,
3. Oyunu teknik konularla sınırlandırın, sosyal ekolojik boyutunu gizleyin,
4. Bol bol teknik ifade kullanarak değerlendirmeyi insanlara yabancılaştırın, herkesin gururunu okşayın,
5. Bölgede yaşayanlara istihdam sözü verin.
Son dönemde Türkiye'de dayatılmış projeler etrafında hükümet ve kontrolündeki medya aracılığıyla yürütülen kampanyalarda bu aşamaların nasıl titizlikle ele alındığını çok açık.
İnsanların gerçek ihtiyaçlarını karşılamayan, doğanın haklarını hiçe sayan projeler sürdürülemez. Bunlar, maliyeti insanların, doğanın ve gelecek kuşakların üstüne yıkılan, siyasi kârın iktidara, ekonomik kârın iktidara yakın iş çevrelerine aktarıldığı projelerdir. Türkiye'de ya da herhangi bir ülkede, ekonomik kalkınma adına tutulan mevcut yol ne toplumsal, ne ekolojik dahası ne de ekonomik olarak sürdürülebilir değildir. Yol, köprü ya da kanal için ormanları talan eden, kentsel dönüşüm adına insanları yerinden yurdundan eden bu projelere “ama ekonomik kalkınma için bunları, bir süre gözardı edebiliriz” argümanı arkasına sığınarak ekonomik bir gerekçe bile bulmak mümkün değildir. Zira bu projeler ekonomik olarak da sürdürülebilirliğe hizmet etmemektedir. Bu projeleri besleyen demir-çelik, çimento, inşaat gibi sektörler, ülkenin cari açığını en fazla artıran sektörlerdir. Kısa ve orta vadede çare, ekonomik yapının yeşil bir dönüşüme tabi tutulmasıdır.
Deliliğe ve delilere değil, o projeden etkilenecek insanların katılımına, fikrine ve sağduyusuna ihtiyacımız var. Beş on senelik yatırımlara değil, uzun ömürlü ve çağın gerektirdiği girişimlere ihtiyacımız var. Tüm bunlar kendiliğinden olmayacak. İşte o noktada da halkın katılımına ve sahiplenmesine ihtiyacımız var.
Okudukça hayrete düşeceğiniz ve alternatiflerinin nasıl mümkün olduğunu göreceğiniz bu kitap, size umut verecek. Unutulmasın hiç bir şey yapmayanın umudu da olmaz. Umudu olmayan insanın, geleceği de olmaz.

Su Hakkı

“Maude Barlow, doğanın güçlerinden biridir. Su Hakkı, dünya su krizi ile ilgili olan ileri görüşlü üçlemesinin en ilham verici olanı. Dünya tam da çok yıkıcı etkileri olabilecek bir su krizinin eşiğindeyken, insanlığın acilen onun vizyonuna, bilgisine ve bu kitabında yer alan çözümlerine ihtiyacı var.”David R. Boyd, The Environmental Rights Revolution'ın yazarı.
“Maude Barlow öncelikle suyun bir insan hakkı olduğunu savunuyor ve herkesin bu hakka sahip olması için ülkeden ülkeye verdiği bu devasa mücadeleye bizleri de tanık ediyor. Sarsıcı, zorlayıcı, inanılmaz kapsamlı ve çok güzel düzenlenmiş. Maude'dan başkası bu dahice hareketi anlatamazdı.”Stephen Lewis, Race Against Time'ın yazarı.
“Biz suyuz, hücrelerimiz suyla doludur; besinleri o parçalar, gerekli maddeleri o taşır ve metabolizmanın çalışmasını sağlar. Maude Barlow, bu paha biçilmez sıvıya olan sağlıksız, haksız, tüketmeye yönelik ve adeta intihara teşebbüs olan tutumumuzla ilgili bir kez daha bizleri çok acil olarak uyarıyor.”David Suzuki; bilim insanı, çevreci ve yayıncı.
“Maude Barlow, yaşamın kaynağı olarak nitelendirdiği suyun katliamını nasıl engelleyebileceğimize dair, ilham verici ve oldukça pratik bir bakış açısını, el değmemiş ırmaklar kadar berrak bir şekilde ifade etmiş. O, uzun yıllardır bu amansız savaşın ön cephelerinde yer almaktadır ve onun bilgisi ve tecrübesi, suyun önderliğinde daha adil ve sürdürülebilir bir dünyaya kavuşma yolunda hepimize birer hediye niteliği taşıyor.”Naomi Klein, The Shock Doctrine'in yazarı.
“Su Hakkı; dünyanın azalan tatlısu kaynaklarına yönelik tehditleri anlatan açık ara en güncel yapıttır. Barlow'un ortaya koyduğu senaryo oldukça korkutucu… Neyse ki suyun işletmeler tarafından kontrol edilmesini önlemek için yapılması gerekenleri de anlatıyor. Son derece güçlü bir kitap.”David Schindler, Alberta Üniversitesi'nde Ekoloji Profesörü.
“Tutkulu, ansiklopedik, kahince ve umut dolu. Kimse bu gezegenin suyunu Maude Barlow'dan iyi bilemez. O da, Su Hakkı kitabından başka hiçbir yerde dünya su krizinden bu kadar haşin bir dille bahsetmedi.”Alanna Mitchell, Sea Sick: The global Ocean in Crisis'in yazarı.

Milliyetçilik

Dünü, bugünü ve yarını ile eleştirel aklımızın süzgecinden geçirmek zorunda olduğumuz milliyetçilik nedir? Nereden doğdu, hangi yollardan geçti vemoden ulus devletlerin kurulmasını nasıl sağladı? Bugünün politik ikliminde neden tekrar canlandı ve etki alanını genişletti? Elinizdeki kitap bir tarih kitabı değildir. Tam aksine tarihselliğine göz atan ama özünde güncel olarak bir problem haline gelen milliyetçiliği anlama gayretidir. Bunun içinmodernite bağlamına yani dünyayı dönüştürüp şimdiki haline getiren iktisadi, toplumsal ve siyasi süreçlere milliyetçiliği sağlam bir şekilde oturtmamız gerekir.
Milliyetçi, ayrılıkçı ve kimileri tarafındanneo-milliyetçi olarak adlandırılan hareketlerin gelişimi, gittikçe küreselleştiği düşünülen bir dünyada yeniden ivme kazandı. Bu tür hareketlerde Doğu'dan Batı'ya, Güney'den Kuzey'e bir canlanma gözleniyor. Buna ek olarak, Avrupa'da, Avusturalya'da, ABD'de ve daha birçok başka yerde, ideolojilerinin ana bileşeni milliyetçilik olan aşırı sağın siyasi faaliyetlerine verilen siyasi destekte de bir artış görülüyor.
Milliyetçilik modern ulus devletleri yönetenler tarafından, ayakta kalma stratejisine güç veren bir kuvvet olarak algılanıyor ve ihtiyaç duyuluyor.Etnisite, kimlik, ulusalcılık, yurtseverlik,muhafazakarlık gibi doğrudan milliyetçiliğe gönderme yapmayanmahçup kavramlar da her geçen gün daha popüler oluyor.
Milliyetçiliğin demokrasi kavramı ile ilişkisi de problemli. Biri dışlayıcı bir tutum takınırken, ikincisi ötekini tanıyan, konuşmak ve tartışmak isteyen ve varlığını farklı görüş ve toplulukların ifade gücüne dayayan siyasi bir kavram.
Milliyetçiliğin inşa süreci, özünde çok yeni tarihselliği ve bütün etrafında dolanan kavramlarla ilişkisi enine boyuna elinizdeki kitap boyunca tartışılıyor. Günlük sosyolojik hayatımızı, modern ulus devletlerin politik duruşlarını, sınırları, sınır ötesi ve içindekilerle ilişkilerimizi ve en sonunda küresel dünyanın bütün problemlerinin içinde bulunan milliyetçiliği daha fazla tartışmaya ihtiyacımız var.

  • Açıklama
    • Yeşil Politika Seti – Yeni İnsan Yayınevi
      Yeşil Politika Seti'nde dört eser bulunuyor. Ekolojiyi, çevrecilikten itinayla ayırarak Ekolojizm'i bir ideoloji olarak ilan eden “Ekolojizm”; çok sayıda yerli ve yabancı uzman, akademisyen, gazeteci ve aktivist günümüzün önemli sorunlarından biri olan kalkınma-doğa ilişkisine dair çok önemli çıkarımları dile getirdiği “Çılgın Projeler”; dünyanın azalan tatlı su kaynaklarına yönelik tehditleri anlatan açık ara en güncel yapıt “Su Hakkı” ve milliyetçiliğin inşa sürecini, özünde çok yeni tarihselliği ve bütün etrafında dolanan kavramlarla ilişkisini enine boyuna tartışan “Milliyetçilik”.

      Ekolojizm

      Yanıltıcı bir zenginlik standartına dayanarak hükme varılırsa, Yeşil bir gelecek şimdikinden “daha yoksul” gözükebilir. Fakat gerçekte, daha yüksek bir yaşam standartımız olacaktır; Daha nitelikli beslenme, daha sağlıklı bedenler, ödüllendirilen iş, iyi yol arkadaşlığı, daha temiz hava, daha fazla kendine yetebilme, köstek değil, destek olan toplumlar ve içinde yaşanılacak daha güvenli bir dünya. Böylece zenginlik ile refah arasındaki fark belirginleşecektir.
      Yukarıdaki tespiti özgüvenle yapan Andrew Dobson, ekolojiyi, çevrecilikten itinayla ayırarak Ekolojizm'i bir ideoloji olarak ilan ediyor. Dobson, doksanlarda başlayan teorik çalışmalarını, kitabın dördüncü baskısında oldukça olgun bir düzeye taşıyor. Yetinmeyip, reel siyasette Yeşiller'in başkan adayı oluyor ve 2005 senesinde egemen iki partili ülkesinin tarihinde görülmemiş bir başarı yakalıyor. Dolayısıyla teorisini pratikle birleştirmeyi başarıyor.
      Bir kitap haz verir mi? Satırları arasında yuvarlanırken önünüze yepyeni bir dünya ve yeni bir insan modeli sunabilir mi? Umut ve güven sağlam bir altyapıyla dantel gibi örülür mü? Ekolojinin en çetrefilli sorunları, sürpriz dolu akıl yürütmelerle böylesine kolay aşılıp anlatılabilir mi? Karmaşık, içinden çıkılması zor, savunanların bile ter dökerek andığı kavramlar ancak bir dâhinin elinden çıkmışçasına sorun olmaktan çıkabilir mi?
      Dobson, tüm dünyada baskı üstüne baskı basan, yayıncısını, eleştirmenini ve yazarını şaşırtan bir ilgiyle karşılanan, pek çok üniversitede ders kitabı ilan edilen kitabında özgün ve yeni kavramlarla adeta düşünsel bir şölen sunuyor.

      Çılgın Projeler

      Bu kitap Çılgın Projeleri anlatır.
      Çok sayıda yerli ve yabancı uzman, akademisyen, gazeteci ve aktivist günümüzün önemli sorunlarından biri olan kalkınma-doğa ilişkisine dair çok önemli çıkarımları dile getirdiler. Bu deliliğin sosyal ve ekolojik dengeye verdiği zararların en açık biçimde kendini görünür kıldığı alanlardan biri, Paolo Prieri'nin tanımladığı şekliyle “Lüzumsuz ve Empoze edilmiş Projelerdir”. Lüzumsuz, zira hayali talep tahminlerine dayalı projelerin gerisinde insanların gerçek ihtiyaçlarını karşılamaktan çok, birtakım çıkar çevrelerine rant aktarma vardır. Empoze edilmiş, zira halkın parasıyla, tüm canlıların müşterekleri üzerinde yapılması planlanan bu projelerde halkın ve doğanın haklarının esamesi okunmuyor, halkın karar alma mekanizmalarına katılımı sağlanmıyor.
      Bu lüzumsuz projelerin kabul görmek için, bir de halka “pazarlanması” gerekiyor. Romen aktivist Codruta Nedelcu, bu pazarlama faaliyetini aşama aşama çok veciz olarak şöyle özetliyor:
      1. Herkesi heyecanlandıran büyük rakamlar verin,
      2. Sözde ulusal çıkar kartını oynayın,
      3. Oyunu teknik konularla sınırlandırın, sosyal ekolojik boyutunu gizleyin,
      4. Bol bol teknik ifade kullanarak değerlendirmeyi insanlara yabancılaştırın, herkesin gururunu okşayın,
      5. Bölgede yaşayanlara istihdam sözü verin.
      Son dönemde Türkiye'de dayatılmış projeler etrafında hükümet ve kontrolündeki medya aracılığıyla yürütülen kampanyalarda bu aşamaların nasıl titizlikle ele alındığını çok açık.
      İnsanların gerçek ihtiyaçlarını karşılamayan, doğanın haklarını hiçe sayan projeler sürdürülemez. Bunlar, maliyeti insanların, doğanın ve gelecek kuşakların üstüne yıkılan, siyasi kârın iktidara, ekonomik kârın iktidara yakın iş çevrelerine aktarıldığı projelerdir. Türkiye'de ya da herhangi bir ülkede, ekonomik kalkınma adına tutulan mevcut yol ne toplumsal, ne ekolojik dahası ne de ekonomik olarak sürdürülebilir değildir. Yol, köprü ya da kanal için ormanları talan eden, kentsel dönüşüm adına insanları yerinden yurdundan eden bu projelere “ama ekonomik kalkınma için bunları, bir süre gözardı edebiliriz” argümanı arkasına sığınarak ekonomik bir gerekçe bile bulmak mümkün değildir. Zira bu projeler ekonomik olarak da sürdürülebilirliğe hizmet etmemektedir. Bu projeleri besleyen demir-çelik, çimento, inşaat gibi sektörler, ülkenin cari açığını en fazla artıran sektörlerdir. Kısa ve orta vadede çare, ekonomik yapının yeşil bir dönüşüme tabi tutulmasıdır.
      Deliliğe ve delilere değil, o projeden etkilenecek insanların katılımına, fikrine ve sağduyusuna ihtiyacımız var. Beş on senelik yatırımlara değil, uzun ömürlü ve çağın gerektirdiği girişimlere ihtiyacımız var. Tüm bunlar kendiliğinden olmayacak. İşte o noktada da halkın katılımına ve sahiplenmesine ihtiyacımız var.
      Okudukça hayrete düşeceğiniz ve alternatiflerinin nasıl mümkün olduğunu göreceğiniz bu kitap, size umut verecek. Unutulmasın hiç bir şey yapmayanın umudu da olmaz. Umudu olmayan insanın, geleceği de olmaz.

      Su Hakkı

      “Maude Barlow, doğanın güçlerinden biridir. Su Hakkı, dünya su krizi ile ilgili olan ileri görüşlü üçlemesinin en ilham verici olanı. Dünya tam da çok yıkıcı etkileri olabilecek bir su krizinin eşiğindeyken, insanlığın acilen onun vizyonuna, bilgisine ve bu kitabında yer alan çözümlerine ihtiyacı var.”David R. Boyd, The Environmental Rights Revolution'ın yazarı.
      “Maude Barlow öncelikle suyun bir insan hakkı olduğunu savunuyor ve herkesin bu hakka sahip olması için ülkeden ülkeye verdiği bu devasa mücadeleye bizleri de tanık ediyor. Sarsıcı, zorlayıcı, inanılmaz kapsamlı ve çok güzel düzenlenmiş. Maude'dan başkası bu dahice hareketi anlatamazdı.”Stephen Lewis, Race Against Time'ın yazarı.
      “Biz suyuz, hücrelerimiz suyla doludur; besinleri o parçalar, gerekli maddeleri o taşır ve metabolizmanın çalışmasını sağlar. Maude Barlow, bu paha biçilmez sıvıya olan sağlıksız, haksız, tüketmeye yönelik ve adeta intihara teşebbüs olan tutumumuzla ilgili bir kez daha bizleri çok acil olarak uyarıyor.”David Suzuki; bilim insanı, çevreci ve yayıncı.
      “Maude Barlow, yaşamın kaynağı olarak nitelendirdiği suyun katliamını nasıl engelleyebileceğimize dair, ilham verici ve oldukça pratik bir bakış açısını, el değmemiş ırmaklar kadar berrak bir şekilde ifade etmiş. O, uzun yıllardır bu amansız savaşın ön cephelerinde yer almaktadır ve onun bilgisi ve tecrübesi, suyun önderliğinde daha adil ve sürdürülebilir bir dünyaya kavuşma yolunda hepimize birer hediye niteliği taşıyor.”Naomi Klein, The Shock Doctrine'in yazarı.
      “Su Hakkı; dünyanın azalan tatlısu kaynaklarına yönelik tehditleri anlatan açık ara en güncel yapıttır. Barlow'un ortaya koyduğu senaryo oldukça korkutucu… Neyse ki suyun işletmeler tarafından kontrol edilmesini önlemek için yapılması gerekenleri de anlatıyor. Son derece güçlü bir kitap.”David Schindler, Alberta Üniversitesi'nde Ekoloji Profesörü.
      “Tutkulu, ansiklopedik, kahince ve umut dolu. Kimse bu gezegenin suyunu Maude Barlow'dan iyi bilemez. O da, Su Hakkı kitabından başka hiçbir yerde dünya su krizinden bu kadar haşin bir dille bahsetmedi.”Alanna Mitchell, Sea Sick: The global Ocean in Crisis'in yazarı.

      Milliyetçilik

      Dünü, bugünü ve yarını ile eleştirel aklımızın süzgecinden geçirmek zorunda olduğumuz milliyetçilik nedir? Nereden doğdu, hangi yollardan geçti vemoden ulus devletlerin kurulmasını nasıl sağladı? Bugünün politik ikliminde neden tekrar canlandı ve etki alanını genişletti? Elinizdeki kitap bir tarih kitabı değildir. Tam aksine tarihselliğine göz atan ama özünde güncel olarak bir problem haline gelen milliyetçiliği anlama gayretidir. Bunun içinmodernite bağlamına yani dünyayı dönüştürüp şimdiki haline getiren iktisadi, toplumsal ve siyasi süreçlere milliyetçiliği sağlam bir şekilde oturtmamız gerekir.
      Milliyetçi, ayrılıkçı ve kimileri tarafındanneo-milliyetçi olarak adlandırılan hareketlerin gelişimi, gittikçe küreselleştiği düşünülen bir dünyada yeniden ivme kazandı. Bu tür hareketlerde Doğu'dan Batı'ya, Güney'den Kuzey'e bir canlanma gözleniyor. Buna ek olarak, Avrupa'da, Avusturalya'da, ABD'de ve daha birçok başka yerde, ideolojilerinin ana bileşeni milliyetçilik olan aşırı sağın siyasi faaliyetlerine verilen siyasi destekte de bir artış görülüyor.
      Milliyetçilik modern ulus devletleri yönetenler tarafından, ayakta kalma stratejisine güç veren bir kuvvet olarak algılanıyor ve ihtiyaç duyuluyor.Etnisite, kimlik, ulusalcılık, yurtseverlik,muhafazakarlık gibi doğrudan milliyetçiliğe gönderme yapmayanmahçup kavramlar da her geçen gün daha popüler oluyor.
      Milliyetçiliğin demokrasi kavramı ile ilişkisi de problemli. Biri dışlayıcı bir tutum takınırken, ikincisi ötekini tanıyan, konuşmak ve tartışmak isteyen ve varlığını farklı görüş ve toplulukların ifade gücüne dayayan siyasi bir kavram.
      Milliyetçiliğin inşa süreci, özünde çok yeni tarihselliği ve bütün etrafında dolanan kavramlarla ilişkisi enine boyuna elinizdeki kitap boyunca tartışılıyor. Günlük sosyolojik hayatımızı, modern ulus devletlerin politik duruşlarını, sınırları, sınır ötesi ve içindekilerle ilişkilerimizi ve en sonunda küresel dünyanın bütün problemlerinin içinde bulunan milliyetçiliği daha fazla tartışmaya ihtiyacımız var.

  • Yorumlar
    • Yorum yaz
      Bu kitaba henüz kimse yorum yapmamıştır.
Kapat