%30
Rüzgar Geri Getirirse %15 indirimli Mehmet Zaman Saçlıoğlu
Teknik Bilgiler
Stok Kodu
9789754583663
Boyut
13.00x19.50
Sayfa Sayısı
146
Basım Yeri
İstanbul
Baskı
3
Basım Tarihi
2015-07
Kapak Türü
Ciltsiz
Kağıt Türü
2. Hamur
Dili
Türkçe

Rüzgar Geri GetirirseEşikli Öyküler

14,00TL
9,80TL
%30
Satışta değil
9789754583663
367758
Rüzgar Geri Getirirse
Rüzgar Geri Getirirse Eşikli Öyküler
9.80

"İki suyun arasındaki zaman aralığı düşündürdü beni..." Bu cümle, aslında Saçlıoğlu'nun tüm öykülerini açan bir anahtar gibi. Zaman ve yaşattıkları ya da yaşatmadıkları. Zamanla törpülenişimiz, zamandan edinimlerimiz ve zamanla yitirdiklerimiz. Artak geçmiş zamanda kalanları o geçmişteki halleriyle, çoğu kez boşuna bir çabayla, bugünde var etmeye yönelik bütün o acınası girişimler. "Yazdıklarımızın Zaman'a dayanması, Rüzgar'a dayanmasıyla aynıdır..." diyor yazar. Sanki öykülerin tamamının odak noktası, çok, çok eski, ama aynı zamanda da en ileri ölçüde modern bir kader anlayışı. Mutlaka herhangi bir zamanın içinde doğan ve yine mutlaka herhangi bir zaman parçasıyla sınırlanan insanoğlunun, kendisinden çok önce başlamış bir sonsuzluk nehrine kendi yaşantılarından bıraktıkları. Daha doğrusu, bırakabildikleri. Kimi zaman ise, bırakamadıkları: "Lütfen gidin bizim eve. Bir an önce toparlanın gidin. İki yıldır açılmadı. İçinde yaşanmayan ev çabuk ölür..." Öyle sanıyorum ki, bu öykülerde dile gelen zamanlara kulak verebilenler, kendi kişisel tarihlerine yelken açmanın farklı boyutlarıyla zenginleşeceklerdir. -Ahmet Cemal-

  • Açıklama
    • "İki suyun arasındaki zaman aralığı düşündürdü beni..." Bu cümle, aslında Saçlıoğlu'nun tüm öykülerini açan bir anahtar gibi. Zaman ve yaşattıkları ya da yaşatmadıkları. Zamanla törpülenişimiz, zamandan edinimlerimiz ve zamanla yitirdiklerimiz. Artak geçmiş zamanda kalanları o geçmişteki halleriyle, çoğu kez boşuna bir çabayla, bugünde var etmeye yönelik bütün o acınası girişimler. "Yazdıklarımızın Zaman'a dayanması, Rüzgar'a dayanmasıyla aynıdır..." diyor yazar. Sanki öykülerin tamamının odak noktası, çok, çok eski, ama aynı zamanda da en ileri ölçüde modern bir kader anlayışı. Mutlaka herhangi bir zamanın içinde doğan ve yine mutlaka herhangi bir zaman parçasıyla sınırlanan insanoğlunun, kendisinden çok önce başlamış bir sonsuzluk nehrine kendi yaşantılarından bıraktıkları. Daha doğrusu, bırakabildikleri. Kimi zaman ise, bırakamadıkları: "Lütfen gidin bizim eve. Bir an önce toparlanın gidin. İki yıldır açılmadı. İçinde yaşanmayan ev çabuk ölür..." Öyle sanıyorum ki, bu öykülerde dile gelen zamanlara kulak verebilenler, kendi kişisel tarihlerine yelken açmanın farklı boyutlarıyla zenginleşeceklerdir. -Ahmet Cemal-

  • Yorumlar
    • Yorum yaz
      Bu kitaba henüz kimse yorum yapmamıştır.
Kapat