%29
Gözaltında Tecavüz Meryem Erdal
Teknik Bilgiler
Stok Kodu
9789758086221
Boyut
13.00x19.50
Sayfa Sayısı
252
Basım Yeri
İstanbul
Baskı
1
Basım Tarihi
1997-06
Kapak Türü
Ciltsiz
Kağıt Türü
2. Hamur
Dili
Türkçe

Gözaltında Tecavüz

11,11TL
7,78TL
%29
Satışta değil
9789758086221
696652
Gözaltında Tecavüz
Gözaltında Tecavüz
7.78
Türkiye'de gözaltında tecavüz olgusunu tarihsel süreç açısından iki ana döneme ayırmakta yarar var. Birinci dönem, 12 Eylül 1980 askeri darbesiyle başlayan ve 1988'e kadar devam eden dönemdir. İkinci dönem ise 1988'den bugüne kadar sürmekte olan dönemdir...Birinci dönem, gözaltında tecavüzün her biçiminin, kadın-erkek ayrımı gözetmeden, yaygın ve sistematik olarak uygulandığı bir dönemdir. Bu dönemde, 150 güne ulaşan gözaltı süreleri içinde tutukluların direncini çökertecek en etkin işkence yöntemlerinden biri olarak kullanılıyor. En yaygın biçimi ise, özellikle gözaltında bulunan erkeği çözmek ve onun psikolojisini dağıtmak üzere eşine, kızına, kızkardeşine, annesine gözleri önünde cinsel işkence yöntemleri uygulamak ya da tecavüz etmek. Tecavüz tehdidinin dahi mağduru oldukça derinden etkilediği sayısız olay gerçekleşmiştir.Bu coğrafyada yaşayanların bildiği, en azından tanık olduğu bu yöntemler eski işkenceci polis Sedat Caner'in itiraflarıyla gündeme bir anda bomba gibi düşmüştü. İdamları "Asmayalım da besleyelim mi?" diye gerekçelendiren generallere, Sedat Caner'in itirafları ve tecavüz olayları sorulduğunda şu yanıtı veriyorlardı: "Bizim koç gibi delikanlılarımız var, ne diye cop kullanalım..."Tecavüz mağdurlarının çığlıkları yükselmeye devam ediyor. Artık, Arjantin, Şili, Nikaragua, Bosna-Hersek, Bangladeş vb. ülkelerde olduğu gibi, tecavüz mağduru kadınların "istenmeyen çocuklar" dünyaya getirdiği, tecavüzün öteki yüzüyle de tanışıyoruz. Çocuk Esirgeme Kurumu'na verilen ya da sessiz sedasız yaşamı sonlandırılan bu çocuklar "insanlık onuruyla" yüzleşmemizi sağlıyorlar. Olgunun ulaştığı düzey, yaptıklarımızın hatta yapacaklarımızın asla yeterli olmadığını / olamayacağını gösteriyor. Sorumluluklarımız her geçen gün artıyor. Devlet, oldukça bilinçli bir politikayla işkenceyi ve onun bir parçası olarak tecavüzü uyguluyor. İşkence, insan onuruna ve insanlığa karşı bir saldırıdır. Tecavüzse, onun içinde çok daha özel, çok daha yoğun bir şiddeti ifade eden örgütlü bir saldırıdır.
  • Açıklama
    • Türkiye'de gözaltında tecavüz olgusunu tarihsel süreç açısından iki ana döneme ayırmakta yarar var. Birinci dönem, 12 Eylül 1980 askeri darbesiyle başlayan ve 1988'e kadar devam eden dönemdir. İkinci dönem ise 1988'den bugüne kadar sürmekte olan dönemdir...Birinci dönem, gözaltında tecavüzün her biçiminin, kadın-erkek ayrımı gözetmeden, yaygın ve sistematik olarak uygulandığı bir dönemdir. Bu dönemde, 150 güne ulaşan gözaltı süreleri içinde tutukluların direncini çökertecek en etkin işkence yöntemlerinden biri olarak kullanılıyor. En yaygın biçimi ise, özellikle gözaltında bulunan erkeği çözmek ve onun psikolojisini dağıtmak üzere eşine, kızına, kızkardeşine, annesine gözleri önünde cinsel işkence yöntemleri uygulamak ya da tecavüz etmek. Tecavüz tehdidinin dahi mağduru oldukça derinden etkilediği sayısız olay gerçekleşmiştir.Bu coğrafyada yaşayanların bildiği, en azından tanık olduğu bu yöntemler eski işkenceci polis Sedat Caner'in itiraflarıyla gündeme bir anda bomba gibi düşmüştü. İdamları "Asmayalım da besleyelim mi?" diye gerekçelendiren generallere, Sedat Caner'in itirafları ve tecavüz olayları sorulduğunda şu yanıtı veriyorlardı: "Bizim koç gibi delikanlılarımız var, ne diye cop kullanalım..."Tecavüz mağdurlarının çığlıkları yükselmeye devam ediyor. Artık, Arjantin, Şili, Nikaragua, Bosna-Hersek, Bangladeş vb. ülkelerde olduğu gibi, tecavüz mağduru kadınların "istenmeyen çocuklar" dünyaya getirdiği, tecavüzün öteki yüzüyle de tanışıyoruz. Çocuk Esirgeme Kurumu'na verilen ya da sessiz sedasız yaşamı sonlandırılan bu çocuklar "insanlık onuruyla" yüzleşmemizi sağlıyorlar. Olgunun ulaştığı düzey, yaptıklarımızın hatta yapacaklarımızın asla yeterli olmadığını / olamayacağını gösteriyor. Sorumluluklarımız her geçen gün artıyor. Devlet, oldukça bilinçli bir politikayla işkenceyi ve onun bir parçası olarak tecavüzü uyguluyor. İşkence, insan onuruna ve insanlığa karşı bir saldırıdır. Tecavüzse, onun içinde çok daha özel, çok daha yoğun bir şiddeti ifade eden örgütlü bir saldırıdır.
  • Yorumlar
    • Yorum yaz
      Bu kitaba henüz kimse yorum yapmamıştır.
Kapat