%19
Teknik Bilgiler
Stok Kodu
9789750815119
Boyut
16.50x24.00
Sayfa Sayısı
104
Basım Yeri
İstanbul
Baskı
1
Basım Tarihi
2008-11
Kapak Türü
Ciltsiz
Kağıt Türü
Kuşe
Dili
Türkçe

Gemi Elli Yıldır SessizÖzel Mektupları ve Yazışmalarıyla Ölümünün 50. Yılında Yahya Kemal

18,52TL
14,82TL
%19
Satışta değil
9789750815119
434849
Gemi Elli Yıldır Sessiz
Gemi Elli Yıldır Sessiz Özel Mektupları ve Yazışmalarıyla Ölümünün 50. Yılında Yahya Kemal
14.82
Gemi Elli Yıldır Sessiz Özel Mektupları ve Yazışmalarıyla Ölümünün 50. Yılında Yahya Kemal
13 Kasım - 13 Aralık 2008
Yahya Kemalin ardında bıraktıklarını bize onun hayatında yaşadığı kaybediş ve kayboluşu ve bunlardan damıttığı büyük şiiri hatırlan Gemi Elli Yıldır Sessiz Özel mektupları ve yazışmalarıyla ölümünün 50. yılında Yahya Kemal sergisi 13 Kasım -13 Aralık tarihleri arasında Yapı Kredi Sermet Çifter Salonunda. Sergiye eşlik eden sergi kitabı, bu büyük şairin bilinmeyen yönlerini öğrenmek isteyenlere...

Tadımlık


Cihan ve Ruh ya da Kaybolan Yolcudan Kalanlar

Birisiyle tanışmak her şeyden önce onun varlığının bilincine varmaktır. Yahya Kemal ise hayatıma yok olarak girdi. 1/11/1958 adlı şiirimde anlattığım gibi, beş yaşındaydım, öğleden sonraydı, hayatımdaki ilk ev olan Kurtuluştaki evimizde radyo oyun havaları çalarken üç tekerlekli bisikletime binmiş dolaşıyordum. Sonra haberler başladı ve spikerin Yahya Kemal bir süredir tedavi görmekte olduğu Cerrahpaşa Hastanesinde bu sabah hayata gözlerini kapadı, demesiyle annem Aaa, deyip elini ağzına götürdü. Böylelikle, Türkçenin en büyük şairiyle bir kayıp, artık olmayan birisi olarak tanıştım.
Şimdi bunun Yahya Kemal için ne kadar uygun olduğunu görebiliyorum. Hiçbir zaman bir eve sahip olmadan, belli bir işe girmeden, evlenip yuva kurmadan, kalıcı bağlar oluşturmadan hayatını akraba evlerinde, öğrenci yurtlarında, pansiyonlarda, elçiliklerde, otellerde geçiren şairin uzun bir kaybolup gidiş sergilediği söylenebilir. Ortada, oradan oraya savrulan bütün başka yolcu ve sürgünlerden Amerikadan ayrılıp İngiltereye yerleşen, ama bu yabancı ülkede iki kez evlenen ve ikinci eşiyle çok mutlu olan Eliottan; on altı yaşında terk ettiği Polonyaya yarım yüzyıl içinde yalnızca üç defa geri dönen, ama hiç olmazsa sürgünde evi ve çocukları olan Conraddan; o da hayatının son yıllarını bir otelde geçiren, ama sevgili Verasından hiç ayrılmayan Nabokovdan bile daha yalnız, kimsesiz, aidiyetsiz birisi var.
Yahya Kemalin bu büyük ve esrarengiz yalnızlığını, kaybediş (Kalbimde bir hayâli kalıp kaybolan şehir), veda (Adalardan yaza ettik de vedâ) ve ayrılıktan (Senden boşalan bağrıma gözyaşları dolmuş) oluşmuş gibi duran evrenini neye bağlayabiliriz? Bazıları, cevabın basit olduğunu, Yahya Kemalin kişisel durumunun, batılılaşma süreci içinde kimliğini kaybedip köklerinden koptuğu için başıboş bir şekilde sürüklenmekte olan bir ulusun bir bütün olarak içinde bulunduğu durumu yansıttığını söyleyeceklerdir. Ama zaman zaman Yahya Kemalin kendisinin de başvurduğu bu açıklama bana bütünüyle inandırıcı gelmiyor. Birincisi, ulusal dramımız denilebilecek olan durumdan hepimiz az çok etkileniyoruz, ama pek azımız Yahya Kemalin yersiz yurtsuz, garip, göçebe hayatını yaşıyoruz. İkincisi de, Yahya Kemal köklerimizden kopmamızdan bazen batılılaşmayı suçlarken, bazen de öteden beri kimliğimizin ve köklerimizin bilincinde olmayan bir ulus olduğumuzu söylüyor ve bu açıdan Batılıların bizden çok farklı olduğunu vurgulayarak sorunun batılılaşmamızdan değil, yeterince batılı olmamamızdan kaynaklandığını ileri sürüyor.
Dolayısıyla, şairin batılılaşma ve kimlik sorunumuzla ilgili olarak söyledikleri herkes gibi bana da derin ve önemli gelse de, içinde olduğu durumun açıklamasının bu alanda yattığını sanmıyorum. Çok sevdiği vatan, biz, Aziz İstanbul, medeniyetimiz gibi kavramlar bana, onun kaybettiklerinin bir listesinden çok, büyük köksüzlüğünden ve aidiyetsizliğinden korkan birisinin bunlara karşı kafasında oluşturduğu bir dizi sığınak gibi geliyor. Bence Yahya Kemal vatandan kopmuş olduğu için köksüz ve başıboş değil, zaten köksüz ve başıboş olduğu için kendine bir vatan aramakta. Bu köksüzlük ve başıboşluğun nereden (temel bir deneyimden mi, kişilikten mi, bir dizi rastlantıdan mı) geldiğini bilmiyorum, kimsenin de kesinlikle bilebileceğini sanmıyorum. Hiçbirimizin olduğumuz insanı neden olduğumuzu bütünüyle açıklıyabilmenin mümkün olmaması gibi Yahya Kemalin neden Yahya Kemal olduğunu bütünüyle açıklayabilmek de mümkün değil. Tek bildiğim (ya da, daha doğrusu, emin olduğum) ulusal dramımız hakkında söyledikleri ne olursa olsun, gerçek Yahya Kemalin ve onu Yahya Kemal yapan şeyin, yani şiirinin, kaynaklarının bu dramın bağrında değil dışında yer aldığı. Kanımca gerçek Yahya Kemal, Cihan vatandan ibârettir îtikadımca, dese de cihanın yalnızca cihandan, içimizdeki ruhun da yalnızca içimizdeki ruhtan ibaret olduğunu, bunlardan ikincisi için birincisinde bir ev bulunmadığını, ama edebiyat denilen mucizenin bize, bir an için olsa bile, ruhla cihanın kaynaştığını, maddenin manaya dönüştüğünü, her şeyin bir olup bizim de bu birliğin parçası olduğumuzu duyumsattığını bilen birisi. Şiirin ana öğesi olarak gördüğü lirizmden, mistik bir şekilde kendinden geçerek bir bütün içinde erime çağrıştıran bir kelimeyle aşk olarak söz etmesi bence bundan.
Şairi anlamak açısından en önemli yapıtlarından birisi olan Açık Denizde çırpınan bir denize benzetilen ruhun kendini kaptırıp içinde kaybolmak istediği duygu da ancak bu aşk olabilir:

Sezdim bir âşina gibi; heybetli hüznünü!

Ruhunla karşı karşıya kaldım o med günü,
Şekvânı dinledim, ezelî muztarip deniz!
Duydum ki ruhumuzla bu gurbette sendeniz.
Dindirmez, anladım bunu, hiçbir güzel kıyı,
Bir bitmiyen susuzluğa benzer bu ağrıyı.

Burada Yahya Kemal hiçbir güzel kıyının bizim için vatan olamayacağını, bütün dünyanın gurbet olduğunu açıkça belirtiyor. Dahası, şiirin ilk bölümünde ulusal kimliğimizin simgesi olarak beliren akıncı cedlerin ihtirasının da her türlü vatanı arkalarında bırakıp ufuktaki sonsuzluğa ulaşmak olduğunu öğreniyoruz. Denizin çırpınan ruhun değil, aranan sonsuzluğun simgesi olarak belirdiği Deniz şiirinde ise aşk ismen karşımıza çıkıyor:

Mâdem ki deniz rûhuna sır verdi sesinden,
Gel kurtul o dar varlığının hendesesinden!
Son zevkin eğer aşk ise ummana karış tat!

Tabii, Yahya Kemalin hiçbir şiirinde olmadığı gibi, Açık Deniz ve Denizde de ruhun aradığının sonuçta ancak şiirde bulunabileceğini açıkça söyleyen herhangi bir şey yok. Ama bu görkemli şiirlerin yapı, ahenk ve bü
  • Açıklama
    • Gemi Elli Yıldır Sessiz Özel Mektupları ve Yazışmalarıyla Ölümünün 50. Yılında Yahya Kemal
      13 Kasım - 13 Aralık 2008
      Yahya Kemalin ardında bıraktıklarını bize onun hayatında yaşadığı kaybediş ve kayboluşu ve bunlardan damıttığı büyük şiiri hatırlan Gemi Elli Yıldır Sessiz Özel mektupları ve yazışmalarıyla ölümünün 50. yılında Yahya Kemal sergisi 13 Kasım -13 Aralık tarihleri arasında Yapı Kredi Sermet Çifter Salonunda. Sergiye eşlik eden sergi kitabı, bu büyük şairin bilinmeyen yönlerini öğrenmek isteyenlere...

      Tadımlık


      Cihan ve Ruh ya da Kaybolan Yolcudan Kalanlar

      Birisiyle tanışmak her şeyden önce onun varlığının bilincine varmaktır. Yahya Kemal ise hayatıma yok olarak girdi. 1/11/1958 adlı şiirimde anlattığım gibi, beş yaşındaydım, öğleden sonraydı, hayatımdaki ilk ev olan Kurtuluştaki evimizde radyo oyun havaları çalarken üç tekerlekli bisikletime binmiş dolaşıyordum. Sonra haberler başladı ve spikerin Yahya Kemal bir süredir tedavi görmekte olduğu Cerrahpaşa Hastanesinde bu sabah hayata gözlerini kapadı, demesiyle annem Aaa, deyip elini ağzına götürdü. Böylelikle, Türkçenin en büyük şairiyle bir kayıp, artık olmayan birisi olarak tanıştım.
      Şimdi bunun Yahya Kemal için ne kadar uygun olduğunu görebiliyorum. Hiçbir zaman bir eve sahip olmadan, belli bir işe girmeden, evlenip yuva kurmadan, kalıcı bağlar oluşturmadan hayatını akraba evlerinde, öğrenci yurtlarında, pansiyonlarda, elçiliklerde, otellerde geçiren şairin uzun bir kaybolup gidiş sergilediği söylenebilir. Ortada, oradan oraya savrulan bütün başka yolcu ve sürgünlerden Amerikadan ayrılıp İngiltereye yerleşen, ama bu yabancı ülkede iki kez evlenen ve ikinci eşiyle çok mutlu olan Eliottan; on altı yaşında terk ettiği Polonyaya yarım yüzyıl içinde yalnızca üç defa geri dönen, ama hiç olmazsa sürgünde evi ve çocukları olan Conraddan; o da hayatının son yıllarını bir otelde geçiren, ama sevgili Verasından hiç ayrılmayan Nabokovdan bile daha yalnız, kimsesiz, aidiyetsiz birisi var.
      Yahya Kemalin bu büyük ve esrarengiz yalnızlığını, kaybediş (Kalbimde bir hayâli kalıp kaybolan şehir), veda (Adalardan yaza ettik de vedâ) ve ayrılıktan (Senden boşalan bağrıma gözyaşları dolmuş) oluşmuş gibi duran evrenini neye bağlayabiliriz? Bazıları, cevabın basit olduğunu, Yahya Kemalin kişisel durumunun, batılılaşma süreci içinde kimliğini kaybedip köklerinden koptuğu için başıboş bir şekilde sürüklenmekte olan bir ulusun bir bütün olarak içinde bulunduğu durumu yansıttığını söyleyeceklerdir. Ama zaman zaman Yahya Kemalin kendisinin de başvurduğu bu açıklama bana bütünüyle inandırıcı gelmiyor. Birincisi, ulusal dramımız denilebilecek olan durumdan hepimiz az çok etkileniyoruz, ama pek azımız Yahya Kemalin yersiz yurtsuz, garip, göçebe hayatını yaşıyoruz. İkincisi de, Yahya Kemal köklerimizden kopmamızdan bazen batılılaşmayı suçlarken, bazen de öteden beri kimliğimizin ve köklerimizin bilincinde olmayan bir ulus olduğumuzu söylüyor ve bu açıdan Batılıların bizden çok farklı olduğunu vurgulayarak sorunun batılılaşmamızdan değil, yeterince batılı olmamamızdan kaynaklandığını ileri sürüyor.
      Dolayısıyla, şairin batılılaşma ve kimlik sorunumuzla ilgili olarak söyledikleri herkes gibi bana da derin ve önemli gelse de, içinde olduğu durumun açıklamasının bu alanda yattığını sanmıyorum. Çok sevdiği vatan, biz, Aziz İstanbul, medeniyetimiz gibi kavramlar bana, onun kaybettiklerinin bir listesinden çok, büyük köksüzlüğünden ve aidiyetsizliğinden korkan birisinin bunlara karşı kafasında oluşturduğu bir dizi sığınak gibi geliyor. Bence Yahya Kemal vatandan kopmuş olduğu için köksüz ve başıboş değil, zaten köksüz ve başıboş olduğu için kendine bir vatan aramakta. Bu köksüzlük ve başıboşluğun nereden (temel bir deneyimden mi, kişilikten mi, bir dizi rastlantıdan mı) geldiğini bilmiyorum, kimsenin de kesinlikle bilebileceğini sanmıyorum. Hiçbirimizin olduğumuz insanı neden olduğumuzu bütünüyle açıklıyabilmenin mümkün olmaması gibi Yahya Kemalin neden Yahya Kemal olduğunu bütünüyle açıklayabilmek de mümkün değil. Tek bildiğim (ya da, daha doğrusu, emin olduğum) ulusal dramımız hakkında söyledikleri ne olursa olsun, gerçek Yahya Kemalin ve onu Yahya Kemal yapan şeyin, yani şiirinin, kaynaklarının bu dramın bağrında değil dışında yer aldığı. Kanımca gerçek Yahya Kemal, Cihan vatandan ibârettir îtikadımca, dese de cihanın yalnızca cihandan, içimizdeki ruhun da yalnızca içimizdeki ruhtan ibaret olduğunu, bunlardan ikincisi için birincisinde bir ev bulunmadığını, ama edebiyat denilen mucizenin bize, bir an için olsa bile, ruhla cihanın kaynaştığını, maddenin manaya dönüştüğünü, her şeyin bir olup bizim de bu birliğin parçası olduğumuzu duyumsattığını bilen birisi. Şiirin ana öğesi olarak gördüğü lirizmden, mistik bir şekilde kendinden geçerek bir bütün içinde erime çağrıştıran bir kelimeyle aşk olarak söz etmesi bence bundan.
      Şairi anlamak açısından en önemli yapıtlarından birisi olan Açık Denizde çırpınan bir denize benzetilen ruhun kendini kaptırıp içinde kaybolmak istediği duygu da ancak bu aşk olabilir:

      Sezdim bir âşina gibi; heybetli hüznünü!

      Ruhunla karşı karşıya kaldım o med günü,
      Şekvânı dinledim, ezelî muztarip deniz!
      Duydum ki ruhumuzla bu gurbette sendeniz.
      Dindirmez, anladım bunu, hiçbir güzel kıyı,
      Bir bitmiyen susuzluğa benzer bu ağrıyı.

      Burada Yahya Kemal hiçbir güzel kıyının bizim için vatan olamayacağını, bütün dünyanın gurbet olduğunu açıkça belirtiyor. Dahası, şiirin ilk bölümünde ulusal kimliğimizin simgesi olarak beliren akıncı cedlerin ihtirasının da her türlü vatanı arkalarında bırakıp ufuktaki sonsuzluğa ulaşmak olduğunu öğreniyoruz. Denizin çırpınan ruhun değil, aranan sonsuzluğun simgesi olarak belirdiği Deniz şiirinde ise aşk ismen karşımıza çıkıyor:

      Mâdem ki deniz rûhuna sır verdi sesinden,
      Gel kurtul o dar varlığının hendesesinden!
      Son zevkin eğer aşk ise ummana karış tat!

      Tabii, Yahya Kemalin hiçbir şiirinde olmadığı gibi, Açık Deniz ve Denizde de ruhun aradığının sonuçta ancak şiirde bulunabileceğini açıkça söyleyen herhangi bir şey yok. Ama bu görkemli şiirlerin yapı, ahenk ve bü
  • Yorumlar
    • Yorum yaz
      Bu kitaba henüz kimse yorum yapmamıştır.
Kapat