Antropoloji Başlangıç Seti (4 Kitap Takım) Ayasya
Teknik Bilgiler
Stok Kodu
2414805163996
Boyut
13.50x21.00
Sayfa Sayısı
1536
Baskı
1
Basım Tarihi
2021-09
Kapak Türü
Ciltsiz
Kağıt Türü
2. Hamur
Dili
Türkçe

Antropoloji Başlangıç Seti (4 Kitap Takım)

Yazar: Ayasya
Yayınevi : Vaveyla Yayıncılık
179,00TL
Satışta değil
2414805163996
889154
Antropoloji Başlangıç Seti (4 Kitap Takım)
Antropoloji Başlangıç Seti (4 Kitap Takım)
179.00

Antropoloji Başlangıç Setimiz, Şamanın Ruhu, Mahabharata Destanı 1.Kitabı Adi Parva, Ramayana Destanı 1. Kitap Bala Kanda ve Sankhya Felsefesi Upanişadları kitaplarından oluşmaktadır. Eserlerimizden Şamanın Ruhu, Utkun Ayâsya tarafından yazılmış, Mahabharata Destanı, Ramayana Destanı ve Upanişadlar Ayâsya tarafından orijinal dilinden çevrilmiştir.

Şamanın Ruhu:

İnsanın, Homo Sapiens (M.Ö. 400.000) olarak ortaya çıktığı dönemden itibaren deneyimlediği, gözlemlediği tüm tecrübelerinin akıl ve kalp süzgecinden geçirerek yarattığı dinin adıdır Şaman!

İnsanın gelecek nesillere, kendi varlığını bildirmek üzere çizdiği petrogliflerde (kaya resimleri) Şaman dininin izlerine ilk kez M.Ö. 8.000 yılında rastlarız.

Bu kitap, akıl ve kalp süzgecinden geçerek var olan, bütün engellemelere rağmen hâlâ ayakta kalan “Neo-Şamanizm” inancının kökenlerine ve bu dine ait felsefe terimlerine ulaşacaksınız. Bu inancın kökeni ise gerek alkışlar gerekse Asya kökenli destanlarla -ama özellikle Kök-Türk destanlarıyla- olan bağlantıları açıklanarak yazıldı.

Destanlar her ne kadar M.Ö. 4 ve 5. yüzyıllara ait olsa da unutulmaması gereken bir olgu var: Yazılı her destan binlerce yıllık sözlü gelenek sayesinde günümüze kadar aktarılarak geldi.

Mahabharata “Adi Parva”

“Bir yüzyıl boyunca doğmamış olan ben, annemin rahminde örtülerin altında saklanmış olarak Bhrigu soyuna mensup herkesin hatta doğmamış olanların yok edilirken attıkları çığlıkları duydum. İşte kalbimin öfkeyle dolduğu zamanlardı bunlar. Ne annem ve babam ne de hamile kadınlar ile soyumun mensuplarına hiç kimse yardım etmedi kurtulsunlar diye ölümden. Ve benim annem hiç kimsenin onları korumadığını bildiği için beni bu şekilde sakladı. Eğer yeryüzünde adaleti sağlayacak tek bir kişi olsaydı bu günahın işlenmesine hiç kimse cesaret etmeyecekti. Suç cezalandırılmazsa daha büyük bir suç işlenir. İşlenmiş bir suçu cezalandırmaya gücü olan bir adam, bir haksızlık olduğunu bildiği hâlde haklıyı savunmaz, suçluyu cezalandırmazsa aynı suçu işlemiş sayılır. Mademki babam ölürken onu kurtarmaya gücü olan kudretli krallar parmaklarını oynatmadılar, o zaman işlenmiş bu suça karşı öfkelenmiş olmaya ve onların sağlamadığı adaleti sağlamaya hakkım var. Ben yaratıcının kendisi olarak adaleti sağlamak üzere suçu işlemiş olanı yok etme hakkına sahibim!”

Ramayana “Bala Kanda”

Dünyada yazılan bütün epik destanların ilki olarak kabul edilen Ramayana, Sloka denilen iki dizelik beyitleri ilk bulan ve bu nedenle Ādi Kavi (İlk Şair) olarak anılan Srimad Valmiki tarafından yazıldı.

Kaleme alındığı yıl olarak farklı tarihler zikredilse de şiir formunda yazılmış ilk metin olma ve kendisinden sonra yazılan destanlara -ki buna Mahabharata da dâhildir- örnek teşkil etmesi açısından önemlidir. Ancak bu destanı önemli kılan bir başka unsur daha vardır. O da Ramayana'nın sadece destan değil, aynı zamanda tarihte gerçekleşmiş bir olayı anlattığı gerçeğidir. Bu nedenle Mahabharata ile birlikte “İTİHASA” olarak kabul edilen Ramayana, MÖ 4000 yılında başladığı kabul edilen yazılı dönemi daha geriye çekerek dünya tarihini sil baştan ve daha doğru bir biçimde anlama, anlatma fırsatını bize veriyor olabilir. Bir örnek teşkil etmesi açısından:

Taittiriya Brahman'a ve Purana Sutralarda Sisumara takımyıldızının Gamma Draconis'in eksenine girmesi (evine girmesi) MÖ 11.000 yılına denk gelir ki bu dönemde hem Ramayana hem de Mahabharata da adı geçen, “evi Gök Âlem olan ve bir yıldız gibi parlayan…” Kasyapa aslında Kutup Yıldızı'na verilen addır.

Rig Vedalarda “Satisar” olarak adlandırılan Keşmir Vadisi aslında büyük bir buzul gölüydü. Holosen dönemin sonunda eriyen gölün suları Baramulla geçidinden Madra, Sind ve Gujarat bölgesini sular altında bırakması MÖ 11.500'e denk gelir ki Nilamata Purana'da Manu Peygamber'in ortaya çıkışının bu olaydan sonra olduğu anlatılır. Ve hem Ramayana hem de Mahabharata da anlatılan Sarasvati ve Yamuna nehirlerinin birleşmesi, yapılan Oşinografik incelemede MÖ 11.200 yılına denk gelir. Sarasvati Şatra'da anlatılan Avabhrtha Ayini bu birleşmeye atıfta bulunur.

Ve Ramayana'da Rama'nın önderliğindeki Valmiki ordusunun Lanka (Günümüzde Sri Lanka) şehrine saldırmak için denizi taşlarla doldurarak yaptığı geçit aslında MÖ 6.200 yılına kadar su üstünde olan ancak bu yıldan itibaren deniz suyunun 140 yılda 6,5 metre yükselerek kısmen suyun altında kalan geçide atıfta bulunur ki bu da yine Puranlara göre MÖ 5677-5577 yıllarına bizi götürür çünkü tam da bu dönemde, Venüs Müla takımyıldızının evindeydi ki bu MÖ 22 Ağustos-3 Eylül 5635 yılına denk gelir. Rama'nın Lanka'ya saldırmak için Brahma'dan bir işaret beklediği denizin kıyısında gördüğü ise MÖ 23 Ağustos 5635 yılında, güneş battıktan hemen sonra çıplak gözle de görülebilen Halley Kuyruklu Yıldızı'ydı. Hesaplamalar bu şekilde devam ettiğinde Rama, Treta Yuga'nın son döneminde Satürn gökyüzünde yükseldiğinde Dünya'ya gelmiştir ki bu da MÖ 3 Şubat 5674 yılına tekabül eder.

MS 1 ile 2. yy arasında yazıldığı söylenen bir destanın aslında bu kadar eski bir dönemi anlatıyor olması ve anlatılan yerlerin gerçekten de olduğu ve olayların da gerçekten meydana geldiğini kanıtlayabiliyor olmak, bize öğretilen tüm bilgileri sil baştan gözden geçirme zorunluluğunu ortaya çıkartıyor.

İnsanlar yanılabilir ama zaman asla yanılmaz.

Sankhya Felsefesi Upanişadları:

Ruh, içinde yaşadığı bedeni terk etme zamanı geldiğinde, içinde bulunduğu bedeni yöneten ve kendisine bağlı olan aklın dünyadaki eylemlerinden sorumlu olarak ya dünyaya geri gönderilerek cezalandırılır ya da sonsuza kadar tüm arzu, istek, acı ve korkularından arınmış olarak kendisi gibi ölümsüz Ruhların yanında yerini alır.

Bu uzun ve herkesin tek başına gitmek zorunda olduğu yol üzerinde olan, madde âleminin zifirî karanlığından sıyrılmış ve beden denilen mağarayı kendindeki ilahi ışıkla aydınlatmaya başlamış RUHLARA SVAḤA!

Bu kitabın yazımında kullanılan bütün bilgiler kendi dillerinde yazılmış orijinal kaynaklarından çevrilmiştir. Gerek Sanskrit Dili ve gerekse Antik Dönem Grekçe ve Latince eserlerin günümüz dillerine yapılmış olan çevirilerinde anlam kaymaları ile birlikte kelime hataları meydana geldiği için bu yolu takip etmek bilgi kirliliğini önlemek açısından elzem önem taşımaktadır.

  • Açıklama
    • Antropoloji Başlangıç Setimiz, Şamanın Ruhu, Mahabharata Destanı 1.Kitabı Adi Parva, Ramayana Destanı 1. Kitap Bala Kanda ve Sankhya Felsefesi Upanişadları kitaplarından oluşmaktadır. Eserlerimizden Şamanın Ruhu, Utkun Ayâsya tarafından yazılmış, Mahabharata Destanı, Ramayana Destanı ve Upanişadlar Ayâsya tarafından orijinal dilinden çevrilmiştir.

      Şamanın Ruhu:

      İnsanın, Homo Sapiens (M.Ö. 400.000) olarak ortaya çıktığı dönemden itibaren deneyimlediği, gözlemlediği tüm tecrübelerinin akıl ve kalp süzgecinden geçirerek yarattığı dinin adıdır Şaman!

      İnsanın gelecek nesillere, kendi varlığını bildirmek üzere çizdiği petrogliflerde (kaya resimleri) Şaman dininin izlerine ilk kez M.Ö. 8.000 yılında rastlarız.

      Bu kitap, akıl ve kalp süzgecinden geçerek var olan, bütün engellemelere rağmen hâlâ ayakta kalan “Neo-Şamanizm” inancının kökenlerine ve bu dine ait felsefe terimlerine ulaşacaksınız. Bu inancın kökeni ise gerek alkışlar gerekse Asya kökenli destanlarla -ama özellikle Kök-Türk destanlarıyla- olan bağlantıları açıklanarak yazıldı.

      Destanlar her ne kadar M.Ö. 4 ve 5. yüzyıllara ait olsa da unutulmaması gereken bir olgu var: Yazılı her destan binlerce yıllık sözlü gelenek sayesinde günümüze kadar aktarılarak geldi.

      Mahabharata “Adi Parva”

      “Bir yüzyıl boyunca doğmamış olan ben, annemin rahminde örtülerin altında saklanmış olarak Bhrigu soyuna mensup herkesin hatta doğmamış olanların yok edilirken attıkları çığlıkları duydum. İşte kalbimin öfkeyle dolduğu zamanlardı bunlar. Ne annem ve babam ne de hamile kadınlar ile soyumun mensuplarına hiç kimse yardım etmedi kurtulsunlar diye ölümden. Ve benim annem hiç kimsenin onları korumadığını bildiği için beni bu şekilde sakladı. Eğer yeryüzünde adaleti sağlayacak tek bir kişi olsaydı bu günahın işlenmesine hiç kimse cesaret etmeyecekti. Suç cezalandırılmazsa daha büyük bir suç işlenir. İşlenmiş bir suçu cezalandırmaya gücü olan bir adam, bir haksızlık olduğunu bildiği hâlde haklıyı savunmaz, suçluyu cezalandırmazsa aynı suçu işlemiş sayılır. Mademki babam ölürken onu kurtarmaya gücü olan kudretli krallar parmaklarını oynatmadılar, o zaman işlenmiş bu suça karşı öfkelenmiş olmaya ve onların sağlamadığı adaleti sağlamaya hakkım var. Ben yaratıcının kendisi olarak adaleti sağlamak üzere suçu işlemiş olanı yok etme hakkına sahibim!”

      Ramayana “Bala Kanda”

      Dünyada yazılan bütün epik destanların ilki olarak kabul edilen Ramayana, Sloka denilen iki dizelik beyitleri ilk bulan ve bu nedenle Ādi Kavi (İlk Şair) olarak anılan Srimad Valmiki tarafından yazıldı.

      Kaleme alındığı yıl olarak farklı tarihler zikredilse de şiir formunda yazılmış ilk metin olma ve kendisinden sonra yazılan destanlara -ki buna Mahabharata da dâhildir- örnek teşkil etmesi açısından önemlidir. Ancak bu destanı önemli kılan bir başka unsur daha vardır. O da Ramayana'nın sadece destan değil, aynı zamanda tarihte gerçekleşmiş bir olayı anlattığı gerçeğidir. Bu nedenle Mahabharata ile birlikte “İTİHASA” olarak kabul edilen Ramayana, MÖ 4000 yılında başladığı kabul edilen yazılı dönemi daha geriye çekerek dünya tarihini sil baştan ve daha doğru bir biçimde anlama, anlatma fırsatını bize veriyor olabilir. Bir örnek teşkil etmesi açısından:

      Taittiriya Brahman'a ve Purana Sutralarda Sisumara takımyıldızının Gamma Draconis'in eksenine girmesi (evine girmesi) MÖ 11.000 yılına denk gelir ki bu dönemde hem Ramayana hem de Mahabharata da adı geçen, “evi Gök Âlem olan ve bir yıldız gibi parlayan…” Kasyapa aslında Kutup Yıldızı'na verilen addır.

      Rig Vedalarda “Satisar” olarak adlandırılan Keşmir Vadisi aslında büyük bir buzul gölüydü. Holosen dönemin sonunda eriyen gölün suları Baramulla geçidinden Madra, Sind ve Gujarat bölgesini sular altında bırakması MÖ 11.500'e denk gelir ki Nilamata Purana'da Manu Peygamber'in ortaya çıkışının bu olaydan sonra olduğu anlatılır. Ve hem Ramayana hem de Mahabharata da anlatılan Sarasvati ve Yamuna nehirlerinin birleşmesi, yapılan Oşinografik incelemede MÖ 11.200 yılına denk gelir. Sarasvati Şatra'da anlatılan Avabhrtha Ayini bu birleşmeye atıfta bulunur.

      Ve Ramayana'da Rama'nın önderliğindeki Valmiki ordusunun Lanka (Günümüzde Sri Lanka) şehrine saldırmak için denizi taşlarla doldurarak yaptığı geçit aslında MÖ 6.200 yılına kadar su üstünde olan ancak bu yıldan itibaren deniz suyunun 140 yılda 6,5 metre yükselerek kısmen suyun altında kalan geçide atıfta bulunur ki bu da yine Puranlara göre MÖ 5677-5577 yıllarına bizi götürür çünkü tam da bu dönemde, Venüs Müla takımyıldızının evindeydi ki bu MÖ 22 Ağustos-3 Eylül 5635 yılına denk gelir. Rama'nın Lanka'ya saldırmak için Brahma'dan bir işaret beklediği denizin kıyısında gördüğü ise MÖ 23 Ağustos 5635 yılında, güneş battıktan hemen sonra çıplak gözle de görülebilen Halley Kuyruklu Yıldızı'ydı. Hesaplamalar bu şekilde devam ettiğinde Rama, Treta Yuga'nın son döneminde Satürn gökyüzünde yükseldiğinde Dünya'ya gelmiştir ki bu da MÖ 3 Şubat 5674 yılına tekabül eder.

      MS 1 ile 2. yy arasında yazıldığı söylenen bir destanın aslında bu kadar eski bir dönemi anlatıyor olması ve anlatılan yerlerin gerçekten de olduğu ve olayların da gerçekten meydana geldiğini kanıtlayabiliyor olmak, bize öğretilen tüm bilgileri sil baştan gözden geçirme zorunluluğunu ortaya çıkartıyor.

      İnsanlar yanılabilir ama zaman asla yanılmaz.

      Sankhya Felsefesi Upanişadları:

      Ruh, içinde yaşadığı bedeni terk etme zamanı geldiğinde, içinde bulunduğu bedeni yöneten ve kendisine bağlı olan aklın dünyadaki eylemlerinden sorumlu olarak ya dünyaya geri gönderilerek cezalandırılır ya da sonsuza kadar tüm arzu, istek, acı ve korkularından arınmış olarak kendisi gibi ölümsüz Ruhların yanında yerini alır.

      Bu uzun ve herkesin tek başına gitmek zorunda olduğu yol üzerinde olan, madde âleminin zifirî karanlığından sıyrılmış ve beden denilen mağarayı kendindeki ilahi ışıkla aydınlatmaya başlamış RUHLARA SVAḤA!

      Bu kitabın yazımında kullanılan bütün bilgiler kendi dillerinde yazılmış orijinal kaynaklarından çevrilmiştir. Gerek Sanskrit Dili ve gerekse Antik Dönem Grekçe ve Latince eserlerin günümüz dillerine yapılmış olan çevirilerinde anlam kaymaları ile birlikte kelime hataları meydana geldiği için bu yolu takip etmek bilgi kirliliğini önlemek açısından elzem önem taşımaktadır.

  • Yorumlar
    • Yorum yaz
      Bu kitaba henüz kimse yorum yapmamıştır.
Kapat