%30
1910 Cemiyet-i Hafiye Davasının Tek Kadın Sanığı - Şahende Hanım'ın Su
Teknik Bilgiler
Stok Kodu
9786053326564
Boyut
13.00x19.50
Sayfa Sayısı
280
Basım Yeri
İstanbul
Baskı
1
Basım Tarihi
2016-01
Kapak Türü
Ciltsiz
Kağıt Türü
2. Hamur
Dili
Türkçe

1910 Cemiyet-i Hafiye Davasının Tek Kadın Sanığı - Şahende Hanım'ın Suzişli Hatıraları

22,00TL
15,40TL
%30
Satışta değil
9786053326564
701022
1910 Cemiyet-i Hafiye Davasının Tek Kadın Sanığı - Şahende Hanım'ın Suzişli Hatıraları
1910 Cemiyet-i Hafiye Davasının Tek Kadın Sanığı - Şahende Hanım'ın Suzişli Hatıraları
15.40

Sene 1910... Sıcak bir yaz gecesi... Genç kadın, Sultanahmet'in daracık sokaklarından birinde, cumbalı ahşap evin penceresinden dalgın bakışlarla sokağı seyrediyordu. Tutuklanmıştı... Diğerleri sorgulanmak üzere Bekirağa Bölüğü'ne gönderilirken, o “kendisine bir hürmet olarak” polis memuru Hasan Efendi'nin evinde “misafir edilecekti”.

Az sonra, “pençe-yi kahrında” esir olarak tutulduğu odada, yanından hiç ayırmadığı defterine şu satırları yazacaktı:

“Semayı bile ferah görmek şerefinden mahrumum” “… ne saadet hürriyet, ne büyük şeref, ne ali kelime, şu mukaddes söz, telaffuz edilirken bile kalp inşirah buluyor.

Yaşasın hürriyet, yaşasın, adaletle yaşasın… Hürriyetin ruhu adalet olsun!..” Oysa bu satırların yazıldığı günden iki yıl önce, Sultanahmet Meydanı'nda binlerce kişi büyük bir coşkuyla 2. Meşrutiyet'in ilanını kutlamış, hürriyete kavuşmanın sevinci bir rüzgâr gibi Rumeli'den Anadolu'ya, imparatorluğun bütün tebaasına dalga dalga yayılmıştı.
Peki bu iki sene içinde ne olmuştu da “esiri olunan” hürriyet, üç çocuklu bir Osmanlı kadınını “esir almıştı”?

İttihat ve Terakki döneminin en önemli siyasi davalarından “Cemiyet-i Hafiye Davası”nın tek kadın sanığı Şahende Hanım'ın “hayat-ı nisvaniyeti üzerinde pek sûzişli bir hatıra bırakan muamele-yi tevkif” günlerini kaydettiği bu defter, tarihimizin bu olağanüstü dönemine tanıklık ediyor.

  • Açıklama
    • Sene 1910... Sıcak bir yaz gecesi... Genç kadın, Sultanahmet'in daracık sokaklarından birinde, cumbalı ahşap evin penceresinden dalgın bakışlarla sokağı seyrediyordu. Tutuklanmıştı... Diğerleri sorgulanmak üzere Bekirağa Bölüğü'ne gönderilirken, o “kendisine bir hürmet olarak” polis memuru Hasan Efendi'nin evinde “misafir edilecekti”.

      Az sonra, “pençe-yi kahrında” esir olarak tutulduğu odada, yanından hiç ayırmadığı defterine şu satırları yazacaktı:

      “Semayı bile ferah görmek şerefinden mahrumum” “… ne saadet hürriyet, ne büyük şeref, ne ali kelime, şu mukaddes söz, telaffuz edilirken bile kalp inşirah buluyor.

      Yaşasın hürriyet, yaşasın, adaletle yaşasın… Hürriyetin ruhu adalet olsun!..” Oysa bu satırların yazıldığı günden iki yıl önce, Sultanahmet Meydanı'nda binlerce kişi büyük bir coşkuyla 2. Meşrutiyet'in ilanını kutlamış, hürriyete kavuşmanın sevinci bir rüzgâr gibi Rumeli'den Anadolu'ya, imparatorluğun bütün tebaasına dalga dalga yayılmıştı.
      Peki bu iki sene içinde ne olmuştu da “esiri olunan” hürriyet, üç çocuklu bir Osmanlı kadınını “esir almıştı”?

      İttihat ve Terakki döneminin en önemli siyasi davalarından “Cemiyet-i Hafiye Davası”nın tek kadın sanığı Şahende Hanım'ın “hayat-ı nisvaniyeti üzerinde pek sûzişli bir hatıra bırakan muamele-yi tevkif” günlerini kaydettiği bu defter, tarihimizin bu olağanüstü dönemine tanıklık ediyor.

  • Yorumlar
    • Yorum yaz
      Bu kitaba henüz kimse yorum yapmamıştır.
Kapat