Barbarlık çağını yaşıyoruz. İnsanlık tarihinde ilk kez bilgi ve kültür birbirinden ayrıldı. Canavarlaşan bilim bütün hissi özellikleri ve yaşamı dünyamızdan kovdu. Yaşamın kendini geliştirmesinde başka bir şey olmayan kültür, modernliğin beşiği Avrupa' dan dışlandı. İdeolojiler insanın yok oluşuna övgüler yağdırıyor. Yaşama ıstırabını dindirmedenin tek çaresi medyatik evrene sığınmak...
Yaşayan en önemli düşünürlerden Michel Henry' nin Barbarlık adlı bu güçlü ve kışkırtıcı eseri, çağımızda insanın yok edilişine bir karşı çıkıştır. Ama ümitsiz ve çaresiz bir karşı çıkıştır, çünkü insanlığın yaşadığı bugünkü kriz ne geçicidir, ne de yeni bir uygarlığın kaotik başlangıcına işaret etmektedir. Yaşamın ne olduğunu anlamadan bu barbarlığı anlamak mümkün değildir. Yaşam, kendini hissetme, duyma, duyarlı olma halidir. Kendini doğrudan hisseden, bilen bu yaşamın biyolojik araştırmanın keşfettiği hücresel faaliyetle bir ilişkisi yoktur. Yaşam, herhangi bir nesneyle olssı tüm ilişkilerinden ve tüm kavramlardan önce, içerden yaşanır. Gözle görülmez ilk veridir, insanlık için bir dünya, bilgi ve yaratı bu veriden yola çıkarak mümkündür. Bizim dünymız, terimlerin Yunanca anlamlarıyla estetik ve patetiktir, yani duyumlardan ve heyecanlardan ibarettir.
Kültür, gelişen, açılan, kendinden büyüyen yaşamın kendisidir. Sanat, etik ve din, yaşamın bu temel çehreleridir. Bu saptama, bilinen tüm uygarlık için geçerlidir. Ama modern toplumda; yaratıcılık yerini can sıkıntısına, kutsallık umutsuzluğa, eğitim uyuma bırakmıştır. Bu durumun nedenlerini araştıran Michel Henry, bilimin yaşamı unuttuğunu bizlere hatırlamaktadır. Duyarlık ve duygular devre dışı bırakılırken nesnelliğin hükümranlığı başlamıştır. Bunun anlamı insan öznelerinin sahneden dışlanması, varlıklarının yadsınması, algılarının yanılsama olarak kabul edilmesidir.
Tekniğin özerk işleyişine; doğa bilimlerinin nesnelliğiyle büyülenmiş sözde-insan bilimlerinin canlı bireyi unutmalarına; sanatın öldüğüne ve kutsalın yok olduğuna; üniversitenin memur üreten makinelere dönüştüğüne ve giderek tahrip olduğuna; yapaylıkların birbirini izlediği medyatik bir güncellik çılgınlığına dikkat çeken Michel Henry, bilimsel modelin ezici hegemonyasıyla mücadele etmektedir.Bu modelin, hiç gereği yokken , her yerde varolması Henry' ye göre bir insanlık suçudur. ''Enformatik çağın aptallar çağı'' olduğunu söyleyen ve özün yaratıcıları marjinalleşirken eserlerinin de adım adım yaşadışılığa itildiğini belirten Michel Henry d, Schopenhauer ve Nietzsche' nin ardından sormaktadır. Yaşam, nasıl oldu da kendi kendini yok eder hale geldi?
Stok Kodu
9789755391311
Boyut
13.00x19.00
Sayfa Sayısı
185
Basım Yeri
İstanbul
Basım Tarihi
1996-09
Çeviren
Işık Ergüden
Kapak Türü
Ciltsiz
Kağıt Türü
2. Hamur
Dili
Türkçe
Yorum yaz
Bu kitaba henüz kimse yorum yapmamıştır.
  • Yaşam ve Felsefe: Söyleşiler
    Henry, Yaşam ve Felsefe: Söyleşiler'de kendi kendini duyan ve kendi kendini etkileyen yaşamın sonsuz ve eşsiz gücü üzerine harika bir diyaloga girişiyor. Her zaman kendine yeten ve fazlasını üreten eşsiz ve olumlu bir yaşam anlayışını
    20,00 TL
    15,00 TL
Kapat